Tuesday, September 02, 2008

Monday, July 07, 2008

uyurken güzel göründüğünden emin olanlara..

ey uyuyken güzel göründüğünden emin olanlar,
özellikle de uyanıkken güzel göründüğünden şüphe duyanlar!
sizedir sözüm.

uyurken güzel göründüğünüzü size söyleyen mi oldu?
yoksa sizin deneyiminiz uyuyan herkesin güzel göründüğü, ve bu deneyimden çıkarsamanız sizin de uyurken güzel göründüğünüz mü?

en son ne zaman tanımadığınız birini uyurken gördünüz?
en son ne zaman tanımadığınız biri sizi uyurken gördü?

ya da belki daha önemlisi;

ilk kez ne zaman tanımadığınız birini uyurken gördünüz?
bu ilk büyüme.
ilk kez ne zaman tanımadığınız birinin sizi uyurken göreceğini / görebileceğini bilerek uyudunuz?
bu ikinci büyüme.

kaç kez büyüdünüz?





su ve kabı


İçindeki suyu korumak için, dışındaki kabı korumaya çalışandan korkacaksın.
Kabı korumaya çalışırken suyu unutandan uzak duracaksın.

Tuesday, June 24, 2008

akvaryumun hava hattını açmayı unutma.. suda havasız kalırlar, haberleri olmaz.


Böyle bi planlar, bi projeler.. Onu ordan alsam, buraya koysam; bunu böyle yapsam şöyle olsa; şununla hem şunu yapsam hem bunu yapsam, şurası burası olsa, burası böyle olsa, şunu da şuradan alıp buraya ekledim mi, tamamdır.
Sen öyle san!
Kafamın içindeki bana yardımcı olmuyor. Bir yandan kafamın içinde olup bir yandan elime ayağıma dolanabiliyor olmasına inanamıyorum. Ne yani? Somut değil. Peki o zaman...
Nihai olanı aramayı, nihai olanı planlamayı öğretenlere selam olsun, hayatımı çook çok zor kıldınız. Şöyle birileri de salınmaktan, akmaktan, içinde olmaktan, orada kalmaktan, karayı gözleyeceğine, dalgaların hareketine göre dümen kırmaktan bahsetseydi keşke.
Mutlak dediğinle mutlaka bi karşılaşıp, bi temiz pataklamak lazım kendisini....
Oldu cicim, hep başkasında olsun zaten sorun, sen bööyle sağa sola kabahat bul dur.
Dur demişken, bi dur!!
İçinden mi çıkamadın? Kafan mı karıştı? O zaman bi daha;
Böyle bi planlar, bi projeler.. Onu ordan alsam, buraya koysam; bunu böyle yapsam şöyle olsa; şununla hem şunu yapsam hem bunu yapsam, şurası burası olsa, burası böyle olsa, şunu da şuradan alıp buraya ekledim mi, tamamdır.

neden trenle hep gidilir de gelinmez?


tren - gitmek
gitmek - tren
herkes tren - herkes gitmek
herkes gitmek - herkes tren
son zamanlarda çok bahsi geçiyo "gitmenin", özellikle özel güzel arkadaş buluşmalarında, görüşmelerinde.. farklı farklı zamanlarda, gözümüzün önünde gideceğimiz yerlerin şimdilik bildiğimiz kareleri, yüreğimiz havada, aklımızda bütçe hesaplamaları; gitsek hemen gidicez, bu para pul işi engel olmasa bari..
bu aralar bahsi geçen yerler: belgrad, moskova, japonya'daki anime köyü, meksika, şili. uzar bu liste. dedim ya, bu aralar..
neden trenle hep gidilir de hiç gelinmez?
gidene empatim, bekleyene soğuğum herhal.
gittiğim yerde heycanım, geldiğimde pufff derhal.
hmmm..
brrrr...

Friday, June 13, 2008

Wednesday, May 07, 2008

..kaç oldun sen şimdi..


6 Mayıs 1979 6 Mayıs 1980 6 Mayıs 1981 6 Mayıs 1982 6 Mayıs 1983 6 Mayıs 1984 6 Mayıs 1985 6 Mayıs 1986 6 Mayıs 1987 6 Mayıs 1988 6 Mayıs 1989 6 Mayıs 1990 6 Mayıs 1991 6 Mayıs 1992 6 Mayıs 1993 6 Mayıs 1994 6 Mayıs 1995 6 Mayıs 1996 6 Mayıs 1997 6 Mayıs 1998 6 Mayıs 1999 6 Mayıs 2000 6 Mayıs 2001 6 Mayıs 2002 6 Mayıs 2003 6 Mayıs 2004 6 Mayıs 2005 6 Mayıs 2006 6 Mayıs 2007 6 Mayıs 2008

Tuesday, March 11, 2008

dandanakan savaşı

olacak şey değil. bir gecede iki giriş!!
olacak şey değil. ilk kez resimsiz giriş!!
olacak şey değil. ilk kez "7 hafta.." isimli giriş tekrar okundu!!
olacak şey değil. daha bugün "geçen hafta sonuna kadar 8 hafta aralıksız" çalıştığımı ve hareket ettiğimi söylüyordum.
olacak şey değil. 8 hafta saydığında geriye, ocak başı yapıyor.
olacak şey değil. "7 hafta.." girişi kasım başı yapılmış.
olacak şey değil. arada sadece bir ay var "aralık" ayı.
olacak şey değil. o ayı hatırlıyorum. evlilik tantanası kavgası içinde kavgası ayı o ay.
olacak şey değil. kasımdan geriye 7 hafta sayınca eylül yapıyor.
olacak şey değil. eylül ayından bugüne sayınca 6 ay ediyor.
olacak şey değil. 6 ay yılın yarısı eder, yani çok zaman.
olacak şey değil. eylülden öncesi yaz. yaz da bi çılgındı. bir ay 3 eğitim.
olacak şey değil. bu hep böyle miydi!!
olacak şey değil. dur. şimdi sırası değil.

opsem noolacak ki?


Çoook oldu be bloga yazmayalı. Bir alttaki girişin tarihine baktım "yuh" dedim. hayır öyle "çokça bloga yazarim" diye bi duruşum yok hayata ama bi durup ööyle boş boş kaldığımda, yazmaya alışmıştım. yazdığım tek yer burası diil eyvallah ama şimdi bloga girince bi irkildim. bu kadar zamanda sadece 1 kere daha yazmaya vaktim olmuştu. kafa yanlızca 1 kez daha "bloga birşey yazmak" kadar rahatlayabilmişti. bu kadar açılabilmişti. e günün sonunda bloga yazmak bi yanıyla kendi kendine konuşmak. kendi kendime konuşmayalı bu kadar zaman olmasından mutlu değilim. "neyin peşindesin gülesin" diye sormayı adet edindim bi arkadaşımdan. şimdi bu soruda da değilim. sadece mutsuzum, işte hepsi bu, vimmmm!!!!!
züper eğleniyorum aslında kendi kendimle konuşunca. tatlı tatlı sohbet ediyoruz bazen, işte o zamanlarda tatlı tatlı sohbet etmeyi sevdiğim herkes gibi seviyorum kendimi. sevmeyi bildiğim "en" biçim olan "tatlı tatlı sohbet ettiğin insanı sev" öğretisinin çakmalığıyla. Çakma, hem de çok. Ama güzel bi yandan da. Rengarenk hayat veriyo insana. Rengarenk olunca güzel ya.
Neyse efenim, konumuza gelelim. Konumuz yukarıda gördüğünüz kurbağa. Geçenlerde kurbağa çizmek zorunda kaldım. Bu ne saçma bir zorunluluktur diyenlere katılmakla beraber, bu zorunluluğun neden kaynaklanabileceğini bilen kişiler de bana katıla katıla gülebilirler, ve ben olara da katılmak isterim. İşte efenim, gel zaman git zaman, kurbağa çizmem gerekti. Çizemiyorum. Beeennnn... kurbağaaaaa.... çizemiyorum. Tartışcak bişey yok aslında. Biri bana, kurbağa çizmek zorunda kaldım ve çizemedim dese, olasılıkla iki minvalde cevap veririm kendisine. İlki "e bi çizebilenden isteseydin, ne daraldın" hattında oludu. ikincisi de -uzatırsa karşıdaki- "yau çizseydin işte bişeyler, pörtlek bacak koca göz falan" hattı olurdu. gelgelelim çizemeyen ben olunca durum "çizmeye çalışmaktan", "çizmeyi öğrenmeye" geçti hızla. Yau ben gerçekten eşi bulunmaz bi bişey olabilirim (salak yazacaktım ama "barış kendinle gülesin, barış dünyayla gülesin" öğretim buna izin vermedi). Google Gorseller'e girip "frog" yazdım. Çünkü neden? Çünkü bu hayatta google'da görsel arıyorsan türkçe yazma aradığın şekli, ingilizce yaz diye de başka bi öğrenmişlik var.
Konumuza dönelim. "frog" istediğim sonucu vermeyince "frog shape" yazdım. "Kurbağa nasıl çizilir ulan!" kavgamın içinde -ki bu kavganın içinde, hiç mi resim çizmedim, hiç mi kurbağa görmedim, napıyorum ulan ben bu hayatta kavgası da var- yukarıda gördüğünüz çizimi gördüm. Dank ettim! "Çizecek hiçbirşeyin olmadığında kurbağa çiz" diyen bu bilge çizim, bana yeni bir hedef verdi. Çizecek hiçbirşeyim olmadığında, kurbağa çizeceğim. Bunun için birşeyler çizmek için zamanımın olması gerekecek. Çizmek dediğimiz "eğlenceli görünen şey" de hayatımda yapmam gerekenler listemde öncelikli bir durum olmadığına göre, çizecek hiçbirşeyimin olmaması için çooook çok vaktimin olması lazım. O kadar çok o kadar çok vakit ki, ben uzuuuun bir zamandır o vakti istiyorum.
"Yapmam gerekenler listesi" yazmışım. Bu kontolsüz gelişmeyi "yapmak istediklerim listesi"ne çevirmekse devrim gerektirir sanırım. Şimdilik planım, ilk adım. Birşeyler çizmek için zaman. Yapmam gerekip de yapmadığım için azap çektiğim dakikalardan kısarak işe başlamayı planlıyorum.
Meraklısına: Kurbağa çizemedim. Çizdiklerimi beğenmedim. Taslaklarıma aldığım geribildirim de "ne? koyun mu?" olunca dayanamadım vaz geçtim. Onun yerine fare, yarasa, kertenkele ve dinazor çizdim. Bilin bakalım hangisi "kurbağa" yerine.

Tuesday, November 27, 2007

Seni Bir Kez Daha Tebrik Ediyorum Tuufan!!


Tebriklere şayan Tuufan esiyor reklamlarda.. Çok gülüyorum. Her seferinde gülüyorum. "Neye gülüyorum yau ben bu reklamda?" diye iki dakika düşünecek olsam, hem düşündüğüme hem güldüğüme yanıyorum, vazgeçiyorum düşünmekten, mümkünse bir kez daha gülüyorum; yo keğer değilse, ufak bir tebessümle kapatıyorum konuyu..

Emekliliğini garantiye almış olan Tufan mutlu mu? Bilemiyoruz. Tufan esiyo.. Ama biliyoruz ki patronu mutlu.. Es Tufan.. Esss.. Konuşma ama Tufan.. Sen sadece essss.. es.

Rüzgarı kendinden olmayanlar da var. Olmayanlar orda, rüzgar da orda, ama bu kez rüzgar, olmayanlara esiyor. Ve sürükleniyor olmayanlar da.. Oradan eserse orayaaaaa, buradan eserse burayaaaa....

Rüzgar hakkımda ne düşünür / düşünmektedir bilmiyorum ama; ben bu ara küsüm rüzgara! İki dakka dursa.. Bi esmese, bi uçurmasa.. Bi dursak şööyle iki dakka.. Rahatlasak.. Şööyle bi kendi iç yolculuğumuza çıksak, iki dakka kaybolsak kendimizde.. Önemsiz kararlar alsak.. Düşünmeyi düşünmesek, şöyle bi gevşese kaslarımız, iki kahkahayla şenlensek..

"Bu gece de buradan esti" diye rüzgarla kavga etmesek de, kendimizi sevsek..
Yok yok..
Zor..
Küsüm ben rüzgara..
Hakkımda ne düşünür diye düşünmediğimde, daha da küs olacağım ona! Görür gününü!
Pis rüzgar!

Wednesday, November 07, 2007

7 hafta..

Bi zaman önce, "aaah çook yoğun bi döneme giriyorum" derken buldum kendimi.. Daha önce de bulmuştum defalarca.. Korkmadım.. İstemedim bi yandan ama istedim de çok..
Ondan bi zaman önce de yolda yürürken, yerde sinek 7 bulmuştum bi tane.. "aha!" demiştim. "ayol taşıyım bunu, iyi bişey olur bana benim belkim"..
Meğer o yoğun dönem 7 haftaymış. Bu hafta sonu bitiyormuş. İşler de bitsin bu arada diye uğraşmak yerine, buraya yazan ben-in, bi derdi de bi durmak, bi durup geriye bakmak.. Neler oldu bu 7 haftada diye diye..
- Ders başladı..
- pub olundu..
- Yaşayan Kütüphane kitabı bitti..
- B Planı ofis partisi yapti..
- GePGeNç istanbul'da ankara'da benle, vanda bensiz toplandı..
- Ayşe için veda yemeği yendi..
- Bonn'a gidildi, toplanıp toplanıp dağılındı..
- İstanbul'a gelindi, Ankara'ya gidildi..
- Bayram oldu, şeker yendi..
- İstanbul'a gelindi..
- Döder girişimi toplandı toplandı dağıldı..
- Makale yazıldı..
- Başka şeyler de yazıldı..
- Ankara'ya gidildi..
- Bi tane danışma kuruluna gidildi..
- Ankara'da bi tane eğitim verildi..
- Ankara'da çok çok toplanıldı..
- Otobüse binildi bol bol..
- İstanbul'a gelindi..
- Uçaktan inildi havalı havalı..
- Fransa'ya gidildi..
- Trene binildi Fransa'da..
- İstanbul'a gelindi, Ankara'ya gidildi..
- Yüzük takıldı.. Yüzük takıldı.. takıldı.. takıldı.. takıldı..
- İstanbul'a gelindi, Ankara'ya gidildi..
- Sosyal haklar olundu..
- Çakaloza karaoke olundu yer yer..
- Radyo olundu, ders olundu haftalar arası haftalarca..
- Uyundu az..
- Uyanıldı isteksiz..
- Gülündü bazen..
- Öpüşüldü sevgiyle..
- Hafta sonu günah!
- Bu hafta da girildi derse..
- Bu hafta da radyoradyo bacaksız..
- Bu hafta da makale makbule..
- Bu hafta da vakıfa vaakıf..
- Bu haftanın sonu pozitif..
Haftaya hafta sonu, hafta sonu olması dileğiyle..
Özlediğim Cuma gecesi alkolüne, cumartesi sabahı başağrısına, öğleni çayına, gecesi alkolüne, pazar sabahı kahvaltısına selamlar ola!

Tuesday, October 09, 2007

çizgi romanda olsam..

sanki bugünlerde..
ben ben olmasam da..
çizgi romanda çizgi olsam:
galiba dağlık bi yerde,
galiba yağmur yağarken,
mutlaka virajlı bi yolda,
büyük ihtimalle bi arabanın içinde olurdum.
olasilikla yalnız,
cızırtılı bir müziği dinlemezken;
ve kaygıyla bişeyleri merak ederken bulurdum kendimi.
ama cool olurdum o kesin. coopcool..

Friday, October 05, 2007

yaaa... işte böyle olur...

Yaklaşırsın gelirsin neredeyse otuzuna, bissürü iş yaptığını, az buçuk yol aldığını düşünürsün, sonra bi bakarsın, ah?!?
Adımlar geri gitmiş :(
Kıpkırmızı gözlerinle, bööyle bakakalırsın geri geri gitmiş adımlarına.. Biri diğerini takip ederken, ne kadar da ilerliyormuşsun gibi görünüyodu öyle değil mi?
Aptal ayı, şapşal ayı!! Patada kütede koşacağına, arada bir durup ne istediğini düşünseneeeee...
Ah ayı ah!!
Neyse sıkma canını.. Ya öğrenirsin geçer, ya da budunsur işte, öyle de olur..
Ay noolcak bi yandan.. Öööyle de oluuuurrrr, böööyle de olur!
Öperim ayıcık!

Thursday, September 27, 2007

Kendime kakara kikiri malzemesi

İşte bu solda görmüş olduğunuz, yaşamakta olduğum şehir. Aslında sadece "içinde" yaşamakta olduğum şehir. Hayır ööyle "yaşamakta olduğum" diyince sanmayın ki "hohhoooy, hehheey" diye tadını çıkarabiliyorum. Ben bu aralar sadece bunun "içinde" yaşıyorum.
Kendileri pek hızlı ve de hırslılar.
Uzaklaştığımda özlüyorum lakin. "Ay gitsem hemen"ci değilim. Kendileriyle biraz daha işimiz var.


İşte bu da ben. "Uyuyakalmış çalar saat".
Hep bi işim olur benim.
Hep bi yere yetişmem gerekir.
Hep biriyle buluşmam gerekir.
Alarmım kuruktur hep yani...
Ve ben uyurum. Ooohh.. Her türlü ortamda, ben güzel uyurum.
Yakışır da aslında bana..




İşte bu de sevdiğim bi filmden bi kare. "Howl's Moving Castle". Howl'un hareket eden bi kalesi var. Olaylar kalenin etrafında kendini örüyor. Solda gördüğünüz hatun kişi, genç ama bi anda yaşlanıyor. Bakmayın ööyle göründüğüne, bi tek Howl'un yanında böyle. Adam Howl, evet.

Neyse işte, bu Howl'un çok önemli işleri var. Savaşla savaşıyo. Savaşırken yırtıcı kuşlaşıyo, sonra sakinleyince insana benziyo. Pek yakışıklı bişiy. Gel zaman git zaman, olaylar akıyo, filmin sonunda öpüşüyolar. Bazen..

Bazen demişken.. Bazen, "uyuyakalmış çalar saat" ben, olduğumdan yaşlı hissediyorum. Kahramanım Sevdicek de bi savaşla savaşıyo diyebiliriz.

E o zaman biz de öpüşsek ya..

Neyse.. Gel zaman git zaman işte..

Friday, September 21, 2007

bu aralar..

İşte bu aralar ben biraz böyleyim.
Asabi bi inek gibi hissediyorum. Kendimi, sürekli olarak bişeylerden şikayet ederken bulmaya alışmıştım (e adim vikvik, meraba) ama şimdi bi de kendimi sürekli kızgın ve patlamamaya çalışırken buluyorum.
"Dur bi düşün" diyorum, "patlasan ne?" Zaten patlamak istemiyorum..
Neyse, işte sürekli olarak kendimi kızgın ve patlamamaya çalışırken buluyorum.
"Patlamak" sıfatını benim için günde ortalama 6 kere kullanan sevgili sevdiceğime ayrıca teşekkürler.. 40 kere söylersen olur!! Bi de "patlamak" diye huyum oldu, hayırlı olsun..


Oysa ki ben, şu sağda gördüğünüz inek gibi bi inek olmak isteyenim.
Multicool inek. Böyle bi sakin, böyle bi huzurlu, böyle bi yüzüne bakınca "allaım bu inek benim içimi aydınlatıyo" dencek cinsten..
Ben de bi aydınlanıcam o zaman işte..
Sakin inek..
Güzel inek..
Bi dur bi düşün inek..
En iyi inek,
Multicool inek..


Bi de böyle bi durum var tabi. Gizemli inek..
Sessiz..
Az konuşan..
Gölgesi karizmatik, kendi bilinmez..
Bakınız bu da şık bir model.
Sanıyorum bende bu çene varken pek mümkün diil..
Ama yakışmaz mı be yau.. Şööyle bi gizemli inek olsam, daha ne isterim kendimden.. Oooh oh!!
Ya da aaah ah!!.. Puf..

Friday, September 14, 2007

Blog'a yazmak..

Okunsun diye yazılır bloga..
Okunması istenen yazılır. Bunu her zaman, her yerde söylemiyoruz ama öyle işte..
Biri bişey dediği zaman "neden şimdi, bunu, bana, bu kelimelerle söylüyor" diye düşünmenin getirilerini ve götürülerini bana öğretenlere saygıyla;
kendimi ve henüz tanışmamış olanları;
"neden şimdi, bunu, bu kelimelerle bloguna yazıyor" ile tanıştırıyorum.
Saygıyla..

Sevdicek ile aileleri tanistirdik..


Evet evet evlenmeye çalışıyoruz. Evet evet çok motiveyiz. Hayır hayır hazır değiliz. Evet evet zorlanıyoruz. Evet evet hala tarih belli değil. Hayır vazgeçecek gibi durmuyoruz. Aaaaaaaaaaaa!!!

Geçen hafta sonu sevdicek adam Utku Ankara'ya gitti. Ben de Ankara'ya gittim. Utku'nun annesi ve babası da Ankara'ya gitti. Utku'nun halası, annem, babam, ablam, eniştem ve annanem Ankara'da kaldı. Bir Cumartesi öğleden sonrası, sevdicek adamın ailesi ve benimkiler tanıştı.

Annanem en iyiydi: Ünal'lar gelmeden önce, ayaklarımın neden bu kadar büyük olduğunu sordu, gittiklerinden hemen sonra da "nereden buldun bu çirkin çocuğu?" dedi. Kısaca pek beğendi...

Utku'nun annesi herşeyi pek kolaylaştırdı, babası annemin sarmalarına tuzlu dedi, halası bolca kahkaha ile ortalığı rahatlattı.

Ablam anneme, eniştem babama yardım etti. Köpekleri deko, balkonda durdu.

Herşey pek iyi geçti.. Utku baktı.. Ben baktım.. Biz sessizce durduk, ve baktık.. Sonra da İstanbul'a döndük. Bu evlilik işi bizden başka herkesle ilgili galiba..

Neyse, evet evet çok motiveyiz.