Saturday, November 05, 2011

mevsim blogcusu

Mevsimdenmiş!!

Tam da bugün "suç" üzerine düşünüp, hayatımda nereye düştüğüyle ilgili biraz daha algımı geliştirip yol aldım zannederken; suçlayacak bir şey buldum ya (ve bu şey bir insan değil ya) çocuklar gibi mutlu oldum. Evet yahu! Mevsimdenmiş!!

Karardım bi süredir. İçim karardı. Soğudum, duruldum. Neredeyse ısınıp harekete geçmekten vazgeçtim. Neredeyse yalanını seveyim: bir süredir ısınıp harekete geçmekten vazgeçtim.

Sonra dün oldu.
Yarın farklı olsun artık dedim.
Sonra bugün oldu.
Bugün çok mücadele verdim.
Ve harekete geçtim, biraz da ısındım.

Yaptıklarımı yazasım yok kendime gelme çabalarım sırasında. Bolca düşünce, okuma, not alma. İyi geldi kendimle güzel vakit geçirmek. O kadar ki; uzun süredir okumadığım bloglara döndüm. Ve farkettim ki, dönen bir ben değilim!! Uzun süredir okumadığım bloggerların bir bölümü de bu arada yazmazlarmış meğer. Medyamın sosyali sağolsun, kısa cümleler paylaşmalarının etkisi olabilir bu yazmamalarda. Lakin dönmüşler!! Dönmüşler ve yazmışlar. Hava karardı, günler kısaldı, soğuk arttı. Okuduğum insanların bir bölümüyle tek ortak noktamız benzer iklimde yaşıyor olmak. Demek ki mevsimdenmiş!!! Suçlayıcı ve mutlu edici çıkarımım bu! Aferin bana! 5 pekiyi! Bravo!

Her yıl tekrarlanan ve yeni bir yılla tekrar başıma geldiğinde, önceki yılları unuttuğum için yeniden şaşırdığım şeyler var. Sonbahar kışa dönerken yaşadığım bunalmalar bunlardan biri. Bari yazayım buraya da unutmayayım seneye yau. Nedir bu eziyet, ne gerek var? Nedir bu suçluluk hali?

Tuesday, August 31, 2010

Nail bubaya inat!

Okul bitti, yılları takip etmek biraz zor olmaya başladı galiba. 25. yaş günümden sonra herşeyin acayip hızlı gitmeye, yılların da acayip hızlı geçmeye başladığı zannımın bir yanılsama olduğunu bildim bilmesine de, işte niye bana öyle geliyo onu bi bilemedim epeyce. Öyle işte..

Okul bitti, bazı şeyler aynı kaldı galiba. Yıl sonu benim için Ağustos olarak kaldı. Yaptığım işle de ilgili vardır kesin en az kim olduğumla ilgili olduğu kadar. Bu ikisinin birbirini etkileyen hatta belirleyen şeyler olduğunu duyalı, buna inanalı ve tutunalı çok oldu. Ahanda! Hiç buradan bağlanacağını düşünmemiştim ama bağlandı işte kısa yoldan.

Uzun lafın özeti şu. Bu yıl da Ağustos bitti. Demek ki benim için bir yıl daha bitti. Geçen yıllarla beraber kim oldum, bunun merakına düştüğüm bir yerdeyim. Ara ara yazmak ve yine ara ara da yazdıklarımı birbiri-peşi-sıra okumak daha önce bu merakımı gidermeme yardım etmişti. Şimdi yine edebilir diye düşünerek giriştim tekrar bloga not düşmeye. "Zaman adım adım... Zamanı adımlayan ayaklar bizim.."

Belki de sadece yarın hava uzun süre sonra ilk kez 19 derece olacağı içindir. Belki de bildiğim tek battaniye içimdeki yerindedir.

Tuesday, August 11, 2009

içinden konuş!!

Olmaz olmaz olur da, bu aralar bir cep telefonu alırsanız...
Olmaz olmaz olur da, telefonda bulunan hazır mesajlardan birini kullanmak aklınıza düşerse...
Telefonunuzu tasarlayan abilerin ablaların sundukları seçenekler şöyle:

- Evdeyim. Lütfen ara
- Geleceğim saat:
- Gecikeceğim. Şu saatte orada olacağım:
- İşteyim. Lütfen ara
- Lütfen beni arayın
- Şurada görüşürüz
- Şurada görüşürüz:
- Toplantı iptal edildi.
- Toplantı.Şu saatte arayın:
- Üzgünüm, bu konuda yardımcı olamam.

"Ne bekliyorlar benden?!" dedim önce, ilk aklıma gelen kişisel almak oldu konuyu...
"Sonra, ne yaşadığımızı düşünüyorlar acaba?!" dedim kendimden bir miktar uzaklaşmayı başararak..
Derken, "Ne yaşıyo abi bunlar?!" dedim son olarak "bunlar" diye ötelediğim insanların kim olduklarını dahi bilmeyerek..

Sonra düşüncelere gark* oldum tabi, elimde değil. Ve hatırladım:

Pek sevdiğim bir arkadaşım üniversiteyken, sevgilisiyle mesajlaşırdı her gece yatmadan önce ve her sabah kalkar kalmaz. O zamanlardan bu zamanlara, tanıdık geliyor uyku- sevgili- mesaj üçlüsü. Hatta "yat borusu" ve "sabah içtiması" da deriz kimi zamanlar.. Şakası hazır durumlardan biri olacak kadar tanıdık. Lakin benim bu pek sevdiğim arkadaşım ve sevgilisinin her gece yatmadan önce ve her sabah kalkar kalmaz birbirlerine gönderdikleri mesajların her gün aynı mesajlar olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Başlarda farklı farklıymış gönderilen mesajlar ama sonra, zaman içinde, kendi "doğal"lığında, sabitlenmiş mesajlar ve kaydedilmiş. Şaşırmış, komik bulmuş, gülmüştüm. Sonra da "sana ne? öyleyse öyle.." diyerek devam etmiştim pek sevdiğim arkadaşımı pek sevmeye..

Şimdi bugün merak içindeyim, acep pek sevdiğim arkadaşım ve sevgilisi, cep telefonlarına kayıtlı olarak gelen fabrika ayarlarına geri dön paketinde kendilerini bekleyen hazır mesajları da kullanıyorlar mı? Ve eğer kullanıyorlarsa bu sayede gün başına ne kaç saniye kazanıyorlar? Ve bu konuda en çok merak ettiğim şey de bu saniyeleriyle daha sonra ne yapıyorlar? Bilemiyorum ki işte..

Issız bir adaya düşseniz, yanınıza alacağınız üç mesaj hangileri olurdu?

*gark olmak: (deyim) 1) gömülmek, batmak: “Toprağa gark olmuş nazik tenleri / Söylemekten kalmış tatlı dilleri” -Yunus Emre. 2) mec. boğulmak: Paraya gark oldu. (tdk)

Saturday, June 06, 2009

Beklerken oldu..

Biriktiler yine.. Düşünürken bakındım, bulunca gördüm, görünce sakladım yazarım diye.. Bugünlerde de "toparlamalar" üzerine düşünüyor olmalıyım ki, vakti geldi diyip, açtım topladıklarımı.. E bi bak bakalım Gülesin, geriye dönüp topladıklarına.. Elde var ne?
Şubat'ta saklamışım.. Bu kez "çok okumam lazım çoook" temasından ziyade "okuyorum, ne mutluyum" içerikliydi diye hatırlıyorum.. Okuduklarımdan ne hatırlıyorsun? Hala okuyor musun ööyle mutlu mutlu... Hmmm... Ağzını kapalı tut, özellikle ayaz zamanı.. İstanbul'un rüzgarı faklı olur, hava yutarsan çabuk üşütürsün!


Söz Küçüğün zamanları.. Gördüğüme çok mutlu olduğum fil, yolculuk nereye? Serbest Dolaşım ve Sığınma Hakkı'nı balonla uçan fille anlatabildiğimiz gün, ne güzel gün!! Travian'da yeni bir birliğe girdim. Birlikteki Logistic Generalimizin ismi de Vlad. Yoğun saldırı altındayken "birliğimize gel, nakama olalım" dedi.. Vlad abi Sırp. İngilizcesi çok iyi.. Komutanlığıysa enn iyi!! Oyunla ilgili yeni şeyler öğreniyorum. Vlad abiye soruyorum, o bana güzel güzel anlatıyor. Kaç yaşında acaba? 13? Abim o benim!
Sonra 8 Mart oldu.. 8 Mart'ta da yazmak istedim. Ne çok şey geçti aklımdan, ne kadar çok şey düşündüm.. Ama bulamadım yazmak istediklerimin yanına koymak istediğim bir görsel.. Olmamış demek ki dedim, yazma. Sinmediyse bu kadar içine, vardır bi bilmediğin.. Vakti gelince düşer zaten.. Vakti dün geceymiş.. Şimdi toparlamalar Gülesinisin.. Böyle bilesin.




Zaten çok zaman geçmeden aradan, yaklaşan 30 yaş kutlamaları, yoğunlaşan 5N1K durumları, geriye bakıp bakıp durmalar, ileri bakınca kötü mü olur insan sorgulamaları ve "düzgün" görünmem gerektiğine profesyonelce inandığım yaklaşan toplantıyla beraber kuaför macerası...

Böyle mi olacak acaba diye düşündüm...

...böyle oldu:


... .

10 yıl sonra Berlin'e gittim sonra. Uçakla yolculuk yaparken hala karar veremediğim bir konu var: havaalanından (limanı mı demek lazım acaba?) uçağa geçerken tüple mi geçmeyi daha çok seviyorum, yoksa otobüsle gidip uçağa merdivenlerden mi? Tüp olayı rahat tabi... Havalandırma falan derken, sibernik bi durum yaratılabiliyor. Tüpün içine reklam alma durumuna sinir olduğumu biliyorum. "Okumıycam okumıycam, bu reklamın hedef kitlesi olmıycam!!" diye inat ederken hoop çoktan okumuş olduğumu farkettiğimde yenilmiş hissediyorum. Bi yandan da nedir derdin, sibernik durum seven sen diil miydin? al sana sibernik, al sana hedef kitle! Hmm.. Öte yandan merdiven olayında da (özellikle elimde çanta varsa -dikkat sırtında değil, elimde ya da kolumda -), etraf bir anda siyah beyaz oluyor, ve ben merdivenlerin tam ortasında, bir saniye durup siyah beyaz havalimanı binasına bakmayı seviyorum.. O zaman film oluyorum işte.. Yeşilçamından da var aklımda Fransız olanından da.. İşte o durumu seviyorum. Ama merdiven çıkmayı sevmiyorum ki ben yaaa... Neyse, Berlin:

Doğu berlin usulü trafik lambalarını tekrar görücem diye şehirde kaybolmak, tek kişilik güzel bir anı oldu. 10 yıl önce en bi berlin arkadaşım Sebastian'ın ben gitmeden bir hafta önce (son görüşmemizden 10 yıl sonra) ben Facebook'ta bulup "Gulesinim sen misin? Bak ben büyüdüm Avusturyada oturuyorum. Viyana'ya gelsene. 10. yıl anısına hep beraber Berlin'de mi toplansak" demesi fena oldu. Çat diye gün - tarih - yer söylememe şaşırması doğal.. Bu Sebastian iyi çocuktur aslında.. Dur onun da bi resmini koyayım bi yerlere, yaşlanınca lazım olabilir torunlara anlatırken..


E çok çalışıldı Berlin'deyken.. Ama mesela bu konuda yazmak istediğim birşey olmamış. Not almamışım.. Hmm... Ama bi konu var. Bu önemli tabii...

Derke Mayıs gelmiş olmalı. 1 Mayıs'ta da yazmak istediğimi hatırlıyorum. Belirli gün ve haftalar insanı olmuşum. Önemli gün ve haftalardan ne ara kurtuldum acaba?


Yukarıdaki çizimleri 1 Mayıs öğürtülerimin yanına düşünmüştüm, toparladım, güzelce yerleştirdim, renklendirdim, dizdim.. Sonra yazmadım.. Şimdi bakınca başka şeyler de düşünüyorum. Galiba 2009 1 Mayıs bende bu çizimle kalacak.. Kalsın. toparlama insanı olarak bugün, bun da toparladığıma mutluyum.


Hiç google'da "hıdır" kelimesi için görsel aradınız mı? Ben aramıştım. Mayıs başları. O günlerde kol böreği yapıp, "hıdır böreği yaptım" da dedim. Ne yapsam (ya da yapamasam sanırım) adını hıdır koyduğum günler.. "Nasılsın" diye sorulunca "büyüyorum" diyen ben, yakın zamanda böyle cevap vermeyi bırakmak üzereyim. Büyümemin son halkasının gerçekleştiğini hissediyorum ve bu son halkadan (halka ne yau!) sonrası koccaman deniz, büsbüyük evren.. Bir halka daha yalnızım ve bir halka daha büyüdüm gibiyim.. Bakalım... Demlenecek.. Aşağıdaki görseli bugün buldum. Konu üzerine demlenirken... Aferin! dedim.. Gerçekten çok yol aldım!

Sonra evPelini evlendi. The Ronnettes'le kutladım.. Yazarım dedim, şimdi topladım. Birisinin ayağı ameliyatlı.. Geçmiş olsun diyoruz..

Kız çocukları! Büyümenin yollarından birini buldum, açıklıyorum. Gerekli malzemeler: Annane anısı, anne bilgisi, hayal gücü.

Önce annanenizi düşünün. Bilinçsiz bilinçsiz dinlerken ailenizi, kulağınızda kalan, duyduğunuz, hatırladığınız tüm verilerle annanenizi düşünün. Yaşamını, nasıl biri olduğunu.. Ama kendinizden bağımsız. Başka "biri" gibi.. Sonra annenizi bu oluşan resme yerleştirin. Annanenizin kızı olarak. Kendi anneniz olarak değil (mümkünse.. Arzuya göre maydonoz da eklenebilir). Sonra annenizin bebeğini düşünün. Ona bakışını, kucağında tutarken onu pencereden dışarı bakışını, onun için -bebeği için- hayaller kuruşunu.. Sonra da o hayallerle bugününüzü aynalayın birbirine. Bakakalsınlar ööyle..

Brrrr... Doidoidoi.. Zrrrrrr... Trak!
E
Er
Err
Erro
Error
Fatal Error

Sitemdeki sorunu çözmek için buraya tıklayın.

Titreme geldi dün gece. Yine büyüdüm. Bu kez sona geliyorum kesin. Zannettiğim kadar soğuk değil. Titretecek kadar soğuk evet, ama içerde bi yerde sıcak bişey büyüyor. Sonrası koccaman deniz, büsbüyük evren..

Şimdilik,

elde var,

Gulesin.

Tuesday, January 20, 2009

empatimin güçlü olduğunu düşünenlere açık cevap

Kimin neyi neden ve niçin yaptığını anlamak için çok çaba sarfederim ben.. Bildiğim herşeyi ve kendimi koyarım ortaya anlamak için karşımdakini.. Yüzbinlerce olasılığım vardır her bir kimsenin her bir davranışını açıklamak için ve en zararsız olanlarını beğenip seçmek ve ilişkiyi burdan kurmak gibi de bir tercihim vardır..
Hiç anlamadığımda,
düşünüp
düşünüp
hiç bulamadığımda söz konusu davranışa bir neden,
deliririm ben.
Açıklamasını isterim bazen, beni razı etmesini, bana bişey katmasını..
Yine de anlamıyorsam, kapatırım ben. Bööyle koyu renk bir perdeyle.. Uzaklaşırım anlayamadığımdan..
Bildiğin dar kafalıyım işte..
Empatimin patisi!


Fotoğraftaki amca, H.G. Wells. 1895-1901 yılları arasında bilim kurgu romanları yazmış. Zaman Makinesi, Dr.Moreau'nun Adası, Görünmez Adam, Dünyalar Savaşı romanlarından bilinebilir.








Wednesday, January 14, 2009

8002

2008 bitti..


1 defa bıraktım.
2 tane güzeller güzeli yeğenim oldu.
3 tur deli doktoruna gittim.
4 kere aynı adamla evlendim.
5 defa gelinlik provasına gittim.
6 defa ecnebistandaydım.
7 görünce kapıda mutlu oldum.
8 kez savaşa ah ettim.
9 defa yeni iş fikri geldi aklıma.
10 kez ablamı özledim.
12 kez iş yetiştiremedim.
13 kere çok mutsuz uyandım.
16 defa yalan söyledim.
18 kez derse girdim.
19 defa su söyledim.
24 çeşit yemek yapmayı öğrendim.
29 yaşıma girdim.
50 kere söyledim dedim.
100 liralar harcadım.
282 defa çok mutlu uyudum.
340 sabah çok zor uyandım.
365 kez "neden olmasın?" dedim.
1000 kere anlamadım.
100000 kere anlatamadım sandım.
çok güldüm, pek hüzünlendim, bolca panikledim, epey bi beyin ütüledim, zarar gördüm, zarar verdim, maniğimle depresifimi tanıştırdım... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...
biraz daha büyüdüm.
şimri rica ediyorum 2008, bi s.ktir git hayatımdan!

Wednesday, November 05, 2008

..i feel so light, so it's allright..




yani diyor ki;
o kadar hafif hissediyorum ki kendimi, demek ki herşeyler yolunda..
kendime b.a.: o damarlar ve terler çalışmaktan.. bak demek ki olabiliyo bazen.. hatta iyi bile olabiliyo..
04:46 says: "iyi geceler 04:45"
04:45 replies: "iyi geceler 04:46"

Friday, October 31, 2008

soldan sağa..sağdan sola..

yön olarak..

şimdi bi süredir birşey oluyor hayatımda ve hayatıma.. topuğu vurmayınca anmaz adını misali, canımı yaktığı için izliyorum hayatımda ve hayatıma olanları.. aslında "şimdi" yalan, hep oluyodu hep olacak.. hepin sınırları nefese endeksli.. "şimdi"nin "bir süredir" ile genişletilmiş ve "bir süre daha" diye alan tanınmış halinde olup bitenleri özetlemek ihtiyacım.

sanırım bir süredir olanı şöyle özetleyebilirim:


soldan sağa: bir süredir olan.

bir süre daha sonra olsun istediğim ve olasılıkla olacak olan: sağdan sola.

ulaşacağım çerçevenin, başladığım çerçeve olmayacağından eminim. (neden eminsin? nasıl eminsin? emin misin? brrrr) sanırım ihtiyacım olan "bir çerçeve". herhangilerinin arasından şööyle "istediğim gibi" bir çerçeve..

geçenlerde biri "çocuk çevresiyle var, o kadar tüm dünyası" dedi. duydum. gülesin de çerçevesiyle var o zaman. "çerçeveyi sittiret, içindekine bak" diyenlere selam eder, birey olma süreçlerini tamamlamış tanıdıkları güvercinlere de selamlarımı iletmelerini söylerim.

ben yapım aşamasındayım.

tadilat nedeniyle çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz.

Tuesday, September 02, 2008

Monday, July 07, 2008

uyurken güzel göründüğünden emin olanlara..

ey uyuyken güzel göründüğünden emin olanlar,
özellikle de uyanıkken güzel göründüğünden şüphe duyanlar!
sizedir sözüm.

uyurken güzel göründüğünüzü size söyleyen mi oldu?
yoksa sizin deneyiminiz uyuyan herkesin güzel göründüğü, ve bu deneyimden çıkarsamanız sizin de uyurken güzel göründüğünüz mü?

en son ne zaman tanımadığınız birini uyurken gördünüz?
en son ne zaman tanımadığınız biri sizi uyurken gördü?

ya da belki daha önemlisi;

ilk kez ne zaman tanımadığınız birini uyurken gördünüz?
bu ilk büyüme.
ilk kez ne zaman tanımadığınız birinin sizi uyurken göreceğini / görebileceğini bilerek uyudunuz?
bu ikinci büyüme.

kaç kez büyüdünüz?





su ve kabı


İçindeki suyu korumak için, dışındaki kabı korumaya çalışandan korkacaksın.
Kabı korumaya çalışırken suyu unutandan uzak duracaksın.

Tuesday, June 24, 2008

akvaryumun hava hattını açmayı unutma.. suda havasız kalırlar, haberleri olmaz.


Böyle bi planlar, bi projeler.. Onu ordan alsam, buraya koysam; bunu böyle yapsam şöyle olsa; şununla hem şunu yapsam hem bunu yapsam, şurası burası olsa, burası böyle olsa, şunu da şuradan alıp buraya ekledim mi, tamamdır.
Sen öyle san!
Kafamın içindeki bana yardımcı olmuyor. Bir yandan kafamın içinde olup bir yandan elime ayağıma dolanabiliyor olmasına inanamıyorum. Ne yani? Somut değil. Peki o zaman...
Nihai olanı aramayı, nihai olanı planlamayı öğretenlere selam olsun, hayatımı çook çok zor kıldınız. Şöyle birileri de salınmaktan, akmaktan, içinde olmaktan, orada kalmaktan, karayı gözleyeceğine, dalgaların hareketine göre dümen kırmaktan bahsetseydi keşke.
Mutlak dediğinle mutlaka bi karşılaşıp, bi temiz pataklamak lazım kendisini....
Oldu cicim, hep başkasında olsun zaten sorun, sen bööyle sağa sola kabahat bul dur.
Dur demişken, bi dur!!
İçinden mi çıkamadın? Kafan mı karıştı? O zaman bi daha;
Böyle bi planlar, bi projeler.. Onu ordan alsam, buraya koysam; bunu böyle yapsam şöyle olsa; şununla hem şunu yapsam hem bunu yapsam, şurası burası olsa, burası böyle olsa, şunu da şuradan alıp buraya ekledim mi, tamamdır.

neden trenle hep gidilir de gelinmez?


tren - gitmek
gitmek - tren
herkes tren - herkes gitmek
herkes gitmek - herkes tren
son zamanlarda çok bahsi geçiyo "gitmenin", özellikle özel güzel arkadaş buluşmalarında, görüşmelerinde.. farklı farklı zamanlarda, gözümüzün önünde gideceğimiz yerlerin şimdilik bildiğimiz kareleri, yüreğimiz havada, aklımızda bütçe hesaplamaları; gitsek hemen gidicez, bu para pul işi engel olmasa bari..
bu aralar bahsi geçen yerler: belgrad, moskova, japonya'daki anime köyü, meksika, şili. uzar bu liste. dedim ya, bu aralar..
neden trenle hep gidilir de hiç gelinmez?
gidene empatim, bekleyene soğuğum herhal.
gittiğim yerde heycanım, geldiğimde pufff derhal.
hmmm..
brrrr...

Friday, June 13, 2008

Wednesday, May 07, 2008

..kaç oldun sen şimdi..


6 Mayıs 1979 6 Mayıs 1980 6 Mayıs 1981 6 Mayıs 1982 6 Mayıs 1983 6 Mayıs 1984 6 Mayıs 1985 6 Mayıs 1986 6 Mayıs 1987 6 Mayıs 1988 6 Mayıs 1989 6 Mayıs 1990 6 Mayıs 1991 6 Mayıs 1992 6 Mayıs 1993 6 Mayıs 1994 6 Mayıs 1995 6 Mayıs 1996 6 Mayıs 1997 6 Mayıs 1998 6 Mayıs 1999 6 Mayıs 2000 6 Mayıs 2001 6 Mayıs 2002 6 Mayıs 2003 6 Mayıs 2004 6 Mayıs 2005 6 Mayıs 2006 6 Mayıs 2007 6 Mayıs 2008

Tuesday, March 11, 2008

dandanakan savaşı

olacak şey değil. bir gecede iki giriş!!
olacak şey değil. ilk kez resimsiz giriş!!
olacak şey değil. ilk kez "7 hafta.." isimli giriş tekrar okundu!!
olacak şey değil. daha bugün "geçen hafta sonuna kadar 8 hafta aralıksız" çalıştığımı ve hareket ettiğimi söylüyordum.
olacak şey değil. 8 hafta saydığında geriye, ocak başı yapıyor.
olacak şey değil. "7 hafta.." girişi kasım başı yapılmış.
olacak şey değil. arada sadece bir ay var "aralık" ayı.
olacak şey değil. o ayı hatırlıyorum. evlilik tantanası kavgası içinde kavgası ayı o ay.
olacak şey değil. kasımdan geriye 7 hafta sayınca eylül yapıyor.
olacak şey değil. eylül ayından bugüne sayınca 6 ay ediyor.
olacak şey değil. 6 ay yılın yarısı eder, yani çok zaman.
olacak şey değil. eylülden öncesi yaz. yaz da bi çılgındı. bir ay 3 eğitim.
olacak şey değil. bu hep böyle miydi!!
olacak şey değil. dur. şimdi sırası değil.

opsem noolacak ki?


Çoook oldu be bloga yazmayalı. Bir alttaki girişin tarihine baktım "yuh" dedim. hayır öyle "çokça bloga yazarim" diye bi duruşum yok hayata ama bi durup ööyle boş boş kaldığımda, yazmaya alışmıştım. yazdığım tek yer burası diil eyvallah ama şimdi bloga girince bi irkildim. bu kadar zamanda sadece 1 kere daha yazmaya vaktim olmuştu. kafa yanlızca 1 kez daha "bloga birşey yazmak" kadar rahatlayabilmişti. bu kadar açılabilmişti. e günün sonunda bloga yazmak bi yanıyla kendi kendine konuşmak. kendi kendime konuşmayalı bu kadar zaman olmasından mutlu değilim. "neyin peşindesin gülesin" diye sormayı adet edindim bi arkadaşımdan. şimdi bu soruda da değilim. sadece mutsuzum, işte hepsi bu, vimmmm!!!!!
züper eğleniyorum aslında kendi kendimle konuşunca. tatlı tatlı sohbet ediyoruz bazen, işte o zamanlarda tatlı tatlı sohbet etmeyi sevdiğim herkes gibi seviyorum kendimi. sevmeyi bildiğim "en" biçim olan "tatlı tatlı sohbet ettiğin insanı sev" öğretisinin çakmalığıyla. Çakma, hem de çok. Ama güzel bi yandan da. Rengarenk hayat veriyo insana. Rengarenk olunca güzel ya.
Neyse efenim, konumuza gelelim. Konumuz yukarıda gördüğünüz kurbağa. Geçenlerde kurbağa çizmek zorunda kaldım. Bu ne saçma bir zorunluluktur diyenlere katılmakla beraber, bu zorunluluğun neden kaynaklanabileceğini bilen kişiler de bana katıla katıla gülebilirler, ve ben olara da katılmak isterim. İşte efenim, gel zaman git zaman, kurbağa çizmem gerekti. Çizemiyorum. Beeennnn... kurbağaaaaa.... çizemiyorum. Tartışcak bişey yok aslında. Biri bana, kurbağa çizmek zorunda kaldım ve çizemedim dese, olasılıkla iki minvalde cevap veririm kendisine. İlki "e bi çizebilenden isteseydin, ne daraldın" hattında oludu. ikincisi de -uzatırsa karşıdaki- "yau çizseydin işte bişeyler, pörtlek bacak koca göz falan" hattı olurdu. gelgelelim çizemeyen ben olunca durum "çizmeye çalışmaktan", "çizmeyi öğrenmeye" geçti hızla. Yau ben gerçekten eşi bulunmaz bi bişey olabilirim (salak yazacaktım ama "barış kendinle gülesin, barış dünyayla gülesin" öğretim buna izin vermedi). Google Gorseller'e girip "frog" yazdım. Çünkü neden? Çünkü bu hayatta google'da görsel arıyorsan türkçe yazma aradığın şekli, ingilizce yaz diye de başka bi öğrenmişlik var.
Konumuza dönelim. "frog" istediğim sonucu vermeyince "frog shape" yazdım. "Kurbağa nasıl çizilir ulan!" kavgamın içinde -ki bu kavganın içinde, hiç mi resim çizmedim, hiç mi kurbağa görmedim, napıyorum ulan ben bu hayatta kavgası da var- yukarıda gördüğünüz çizimi gördüm. Dank ettim! "Çizecek hiçbirşeyin olmadığında kurbağa çiz" diyen bu bilge çizim, bana yeni bir hedef verdi. Çizecek hiçbirşeyim olmadığında, kurbağa çizeceğim. Bunun için birşeyler çizmek için zamanımın olması gerekecek. Çizmek dediğimiz "eğlenceli görünen şey" de hayatımda yapmam gerekenler listemde öncelikli bir durum olmadığına göre, çizecek hiçbirşeyimin olmaması için çooook çok vaktimin olması lazım. O kadar çok o kadar çok vakit ki, ben uzuuuun bir zamandır o vakti istiyorum.
"Yapmam gerekenler listesi" yazmışım. Bu kontolsüz gelişmeyi "yapmak istediklerim listesi"ne çevirmekse devrim gerektirir sanırım. Şimdilik planım, ilk adım. Birşeyler çizmek için zaman. Yapmam gerekip de yapmadığım için azap çektiğim dakikalardan kısarak işe başlamayı planlıyorum.
Meraklısına: Kurbağa çizemedim. Çizdiklerimi beğenmedim. Taslaklarıma aldığım geribildirim de "ne? koyun mu?" olunca dayanamadım vaz geçtim. Onun yerine fare, yarasa, kertenkele ve dinazor çizdim. Bilin bakalım hangisi "kurbağa" yerine.